23 Ekim 2024 Çarşamba

tümce-lem

sıralıdırtümcelerdeğmezlerbirbirlerineokşarlarokyanusderinliklerindensatırlarıdizelerçıkagelirkaranlıkgecedekaranlıkgecedeveıslakkayıpolurlaratlılarlagelirlerhanibirvakitkeremileaslıiştedestantümcelerdetümceleryoksaydınızkendinizisizhepvardınızdizearalıklarındaağırmelankolitanrılartanrıçalarhititarabalarıylageldilergöktanrıyertanrızeuskudretsahibisanakurbanverdiksunulardatümceleribirbirlerinedeğmeyentümceler

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

ara/yüz

 ey, oğul!

düş giz olan renk ahenksiz harabemize
heybende sakladığın yazgını serpiştir sunağımıza
damarını bul da şırıngala kırmızı kanımızı

ey, oğul!

kavaklar esiyor vahşi/zarif öfkemize doğru bak
çalgılar/çamlar/taşlar devriliyor mabedimize
kez bileklerini çıksın kutsalımız öz yurdumuza

ey, oğul!

genişliyor evren sisler arasında ağır ağır
sütunlarımızı bozma sakın/hakim oluş canavarımızla
ırmaklara ada tapınçla yavaşça en kıymetlimizi

ey, oğul!

sıcak yuvamızda buzlaştırmışız kutsal dölümüzü
bırak serpintilere özgür/aykırı tapsınlar tanrılara
servilerimizi al da açsın ellerimiz göğ delenlere

ey, oğul!

çıplak bir ettir insanoğlu bir gök gürüldemese yere
o anda taparız/göklere/yeryüzlerine/göremeyiz mücevherimizi

ey, oğul!

bir bakışın ara yüzdeki bilincin ifadesini görüntüle

düşleme...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

günahsız

bakır kandil gri
laleler açıyor hantal

ışık tanrısına...

darp izleriyle çığlıklar at
afyon kemik metal
pislen de sonra

tekil tanrıçana sun!

cenin gibi en temize
heybende sakladığın günaha
lanet okusun ilaheler

aşılır elbet tanrı-bilim-şehvet

kırmızı

kirlen!

                 ***
bakır kandil gri
laleler açıyor hantal

ışık tanrısına...

perhiz denizine gir
kutsal su okunmuş şeker
paklan da sonra

bozkır çığlıklarıyla
gebe tanyerine
bir selam ver!

hançer gibi en kanlıya
imgelemdeki kutsala-güzele
lanet okusun ilaheler

aşılır elbet tanrı-bilim-şehvet

kırmızı...

arın!

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

salkım suyu

işte üzünç
genç ihtiyar
ve bakire

insan yanımıza göre
bakir bir doğa

bir tül
bir pars derisi
yontularda saksağanlar
asma yaprağı çam kozalağı

incir meşe

bir tırnak boyu kazılar

salkım suyu

işte ege
akdeniz

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

süreç

koca deniz
büyütür balıklarını
çok tanrılı düzende

yıkar elleriyle

doğanın
sonsuzluğu içinde

şarap şölenlerinde
dans eden
şarkı söyleyen
şiir okuyan

tanrı-tanrıçalar

yonttular her taşı
mermeri

resmedildi uygarlık

duvar duvar oyuldu
medeniyet dediğin
diyar diyar
bırakıldı yarınlara

bir gezginin kendisini
vurması gibi
yollara...

bir gezginin kendisini vurması gibi
yollara...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.



kusku

dölakşamlarındaçocuklardoğarlarengüzelençirkinebirselam!

annem için...

kemiren döl yollarını huzurdur
huzur kaçan sırtlan yavrusu aralıksız
dövülen...

dövdü

dövmelerde kıratlar koşuk yazdılar
destanlar yazıldı
iril iril yumurta sarılarına...

kırlarda ilham ilham yükseliyor şiir
huzur kaçtı anne devrildi

gelirdi üstelik bahar serinliği ile kaçanlar

yılan kırlarda kıvrıldı

taç yapraklarından
taç yapraklarından ve hüzün
hüzün kaçtı
yoruldu tanrılar tanrıçalar
çiçek açtılar...

ağır melankoli halinde bir koku dağıldı
sisli-rüzgarlı-hanımelili

kokular tapınaklara kadar keder kustular

zehir zehir zehir 

zifiri zehir!

anneler bahar kustular...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

22 Ekim 2024 Salı

uygarın pusulası

ey, uygar!

gece likya saati
uygarlık çiçeği
lotus
himalayalara yolculuk

bir sis bulaşır
gözlerin kapanır düşlere

ey, uygar!

kemirendir
doğunun halılarını
büyücülerdir
kemer atılır
at sırtında uygarlıklara
tüccarlara/delilere/fahişelere

ey, uygar!

tütsüler yakılır
şaraplar içilir
sonra eğlencedir doğunun adı
sevişen barbar-uygarlar
şarap gecelerinde

ey, uygar!

bir haçlı yortusunda
kudüs alınır
verilir en değerlileri
inançsızların
inançları

ey, uygar!

gölgesinde yaşayan
piyonlar dertli
kronikler
dil dil kelimeler
yazılır
dudak dudak
söylencelere dökülür
satırlar

ey, uygar!

soluyandır nefesini
bir yılanın dağlarda
ceset avcıları
geyiklerin çift boynuzlu
düşleri
düşe kalka hedef
tanrılardır tanrıçalar

ey, uygar!

demir dağı dövülür
bir hakana adaklar sunulur
en sonu sis
ve rüzgar dağılır

uzak ışıklar yansıtır pusulayı...

gözgü-ayine'de senin suretin

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

sağrı çağı

kımış kımıl
gecenin
orta yarısında
bol
giyen feodal insanı
az ulkala çok bilgin

gereğinden fazla-eksik
konuşan
feodal insanı
çok bilgin
az uslu

deliler farkınadır
vahşetin hüznünü

aklı yerindeler farkında mıdır?

gereği gelir rönesansın
ağır
değişim rüzgarları
eser
şırıl şırıl
göğe doğru

hafiften önce
dehşettir ama

lodos/poyraz

kımıl kımıl
kımıldar gece
yine
orta yarısında

şehvet bulaşır

derin uykdayken ötekiler
arşa çıkmıştır kalpler
miraçta sallanır
salıncak niyetine

lotus/defne

yine 
kımıl kımıl

kımıldır birileri

sallan ey eş cins!
sallan ey eş cins!

mühim olan nirvana mıdır?

sallan ey eş cins!

sen hermafrodit tanrım tanrıçam...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

insan

tapınmalar bir lir sesi
zayıflık prometeus çamurunda
iksir eksik harcı yarım

ya sin!

hep bir hastalık

buluşlar çağı geldi mi
üzülür göğden ilah ve ilaheler
bir adım daha yaklaşıldı diye
bir adım sonrası neredeyse
tanrılaşma yolunda sin
ruhbilimsel çözümlemeler
biokimyasal sorunlar

aşılır elbet!

aşılırtanrısızlaşantanrılaşan...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

seçim

yeryüzünün bütün kedilerine ve metin güven'in anısına...

yelkenli yalnızlık

yakamoz denizi
sert esen ilkçağ rüzgarları
şair kemik topluyor
uzamış saçları
sınıfsız yalnızlık

tarihsel acıların
sararmış otları
evrim döngüsü kayalar/demir

bakır ve tunçtur
medeniyet kemiklerin erimediği
düşünlerde insan...

vahşi hayvanlar devasa bitkiler
mineralin saltanatı ayağa kalktı

zemin kayalık iri yaşam

büyüdü büyüdü büyüdü

çoğaldı

çığ düştü çağımıza
sırt düzledi kendini
ağır değişim rüzgarları...

lodos poyraz karayel
fırtınalı
sisli yalnızlık

hem neden...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

şiirin sesi

homeros demişti
bir lahza
kalbi kırık çirkin
uzun yollar gelmişti
uzak

bilinmezliklerden demişti

usta işi şiirler düzmüştü
bir yanı kırık topraklardı
lir çalıp oynamıştı...

anadolu söylencelerinden
hellen'den

bir yolculuk demişti
mavi kara bir yolculuk...

sen oğlak
toprak
ben kova
hava

işte böyle yazıldı ilk şiir

lir

henüz antik çağlardan bir ilk baskı
basacak bir yayınevi var mıydı?
sormuştu...

paragraf paragraf düzmüştü
tane tane

fakat

ne kafiye ne bir düzen
içsel bir ses demişti...

bu ses şiirin sesi demişti...

anlatıcı bunu böyle söylemişti
anlatıcı bunu böyle söylemişti

mitograf bunu böyle biliyordu...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

21 Ekim 2024 Pazartesi

geçiş

çiy düşmüş
ıslak
bir yüzeyde
aniden kutsalına
hafif
bir ayak vuruyorsun

asmalar okşuyor
üzüm tadında
kurnaz yüzünü

bakıyorsun hepsi orada

çan parlamaları dağılıyor
bir bir
kiliseden kiliseden
çırpınıyorsun...

eflatundan aşktan sarıdan
ara bir yüzden...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

göç

yırtık
bir zardan sızan
su karışımı tarih
boylu boyunca yatıverdi
otağımıza...

envanter kaydı yapıldı tarihin

kehanetler atasözleri rahipler
ağıtlar avatarlar
ilahiler

bir tufancasına
kabile kabile göç başladı

geride bıraktıklarımı
gördüğüm an
kalbimi kılıçtan geçirdiler...

kalbimi kılıçtan geçirdiler...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

doğum/çile

yumak yumak
devrildi taşlar
hurma dallarından
ağaç
yapraklarına

kemikler eridiler
sırt düzlettiler

ezber bozucuları

mescit mescit 
açıldı ayet
vahiy inceden inceden
surelere döküldü

pıhtılaştı sonra
insan

putlaştı
tanrının oğlu

bir misket gibi dağılıverdi

tarih yazıcıları

kutsal bir ruh
beşikte sallanırken
bir haberci çıkageldi
çilenin içinden

en son
taktı adını

mahzun

çoban tanrısı isa
doğuverdi kıyı limanlara...

çoban tanrısı isa doğuverdi kıyı limanlara...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

gün ağrısı

çorak
gün ağırdı geceme
ters
yüz karşıtını buldu
yüzeyi
delindi yerin

çamura bulandı uygar

çileli balçıkta
çıplak
ayaklarım kesildi
tez
ekmeğe çalıştığım
gübremin canı
bir yol şap bıraktı

...sonra...

hasat zamanı tabularımı

tırnak tırnak
bereketin toprağına
defnettim...

ben bir yol ortaçağ yalnızıyım
karanlık bir dünyada mumunu arayan

t
  a
     n
        r
          ı
             ç
                a
                    s
                       ı
                          n
                              a
                                  sarıldım yazgımın...
adil miydim gecenin düşüne?

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

yaşlı bilge

dipsiz sabrını
açtı
zarif tanrıça
ince bilekli
deniz balıklarına

yazgı dağını deldi embriyon
yıldız tozları utandı

oluş kırında açan çiçekler
renk ahenge büründüler

işte o zaman
damarını buldu yaşlı bilge

açıldım cennetin umarsız
ç
   i
      ç
         e
            ğ
               i
                  n
                     e

Not: 
Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

alaz

soylu bir ırmak
takıştırdı
kekik kokularıyla
zarif yüksüklerini

zift denizinden
korunmak için
tanrıçasına bir el açtı

bir dağın yamaçları
döl döl estiler berraklığına

korunaklı elleri
aykırı tapınçlara
gebe kaldı

işte o zaman bütün çıplaklığıyla
açıldı kırıl alaz

esirgemeden sabrını
sardı kollarını...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

suret öldü
imge dirildi safta

us çığlıktır
yeniden dirilmek için
atar damar gibi ürperir

iki vakittir tapmak
suret/imge
tapınası doğunun hurması

işte o zaman
alevi bekler yürek
bel kemiği doğrulur arafta

yükselir göğe doğru
tanrıçasına...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

sungu

geceden
zehir
katıldı sunaklara

bahar kuşunun
yuvasına
diri diri
katık oldum

lotus çiçeği
salınırken suda
zarını
soydular uykumun

liriyle
seslenen apollon
çıplak
boynuzuyla
çoktan
şiirini düzmüştü

gövdemdeki ağırlığı sundum tanrıçaya

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

saklı uygarlık

saydam
bir gecede
tanyeri atının koştuğu
zehir
kusan arpımla
kent kent

uzanıyorum...

bir diyar ki!

anayurdumun gömüsü
doyumsuz tanrıların ozanı

ara yüzeyde
ikircikli bir aynada

suret/imge

henüz olmayan diyarda

büyücülerin gebeliğinde

ulaşılmaza doğuyorum

kozalak
kozalak
kitap saklıyorum

k
  o
     z
        a
           l
             a
                k 
                   kozalak kitap saklıyorum...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.


20 Ekim 2024 Pazar

ara yüzey

bir çöl gibiydi
giz heybelerde saklanan
kiremit kırılganı tasa

oburlaşan
uysal küfesinde
fener ışıyan...

zar delindi sonra
çılgın talih
arafında erimek için
cennetine koştu

toz bulutlarıyla
utancını ezdi zerre

tasa
kayboluşu yaşadı en sonu
talih sakladığı gömüsünü
ulaşılmazına çizdi

gerçeküstü sanrılarında
buluştular
i
  l
    a
       h
          e
            l
              e 
                 r
                   i
                     y
                        l
                          e

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

eos

sabahları açılır
en kıymetlimiz
arpıyla ısıtır yürekleri...

toprak çatlayacak
deniz buharlaşacaktır...

zemininde yarılır
yuvaları karıncaların
işbaşı yapılmıştır...

yaşam sevincini bulur
coğrafyası bölgenin...

yabani kuşlar uçmaları
pers diyarına yapacaktır...

(-resimdir çizilen maviye yansıyan-)

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.


bir haber

giyinirken gecesini
yıldızların
kalkanı yırtılır kürkünün

devinim 
çoğalagelmiştir
dolanır
düşüne simgeler

rüzgar
alabildiğine
derine iter imgesini

ara bir yüzeyde
sıkışır elbet

sisler 
bulaşmıştır ellerine

sevilerini kaybeden
bir ulak
haberini getirir en sonu

t
  a
     n
        r
          ı
            ç
              a
                 n
                    ı
                       n
                          elçisi ölmüştür...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

el yazgısı

açıldı
derin dehşetiyle
ecelin lahti

kır kır
karanfil kokularıyla
düş düş
görüldü yazgı

uyur gezgin
bir ateşböceği
mıh gibi yapıştı ayine

el yazması
bulundu dolunayın

mezar taşları
tapınaklara adandı

el yazgısında
haşlandı
mabetler

fokur fokur...

kutsal-sız

masal söylenceli
bir renktir tanrıça
kuvars...

ktsal
taşları arayan
közlenerek
aleve bürünen...

kibelede
yakılır en kıymetliler
hıçkırık ayininde
bir el kesilir

töresinde
maviye çalar düşler
yüce isa'dan
bir ezgi dilenir

hece hece
dökülür şiire

kut-sal kut-sal

uyaklı bir yalnızlık yaşanır

arpsızlığın
ezgisi dizelenir

perde
yabancı bir çiçektir
elinde
yavaşça açılan

perde yabancı bir çiçektir elinde yavaşça açılan...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

şölen

bir gün
karı delen çiçekler
açtığında boğucu
erdeme yenildim
karacaların gezindiği
telaşlı
dağ hayvanları
vardı

sırça köşkü
geçtim üstelik
sfenks yalnızlığında
boğuldum

hırıltılı sesler işittim

uzaklardı

bal arısı
yıldızlar
şehvetli tanrılar
loğusa şerbeti içirdiler
tanrıçalar
kurdela bağladılar
yeknesak

karıştım doğumun kutsal suyuna...

k
   u
      l
        p
           s
              u
                 z
                     şölene
bir merhaba dedim...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.


zafer kuşu

 murat tuncel için...

bir
balçığa saplandı
zafer kuşu
kanadı yapıştı çamura

yitik
kutsal bir vadide
yoksul 
bir ağaçkakan
şen şakrak güle oynadı...

oysa geliyordu tufan!

mezar taşlarının
titremesinden
çaresiz
tanrıçaya açılan
ellerden

      *

safran alevler
ayyuka çıktı
hiddet denizinde
acımasız

gül uykusunda
uysal
kılıca döndü yengisi

         *

sedir ağacı/çorak otu/sessizlik
sevileri yıkıldı meyan kökünde

d
  u
     a
        s
           ı
             n
                ı
                  büyülemiş asiler...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

19 Ekim 2024 Cumartesi

tufan

bir
çiti aştı arsenik
devirdi
kutsal mabedimizi
otağımızda
acı bir leke bıraktı/sarı...

çoğul
acılar açtı
ecel gelincikleri
belli
kırbaç seslerinden/kırmızı...

gündüz
deve üstünde
bin nal boyu
ışığını esirgedi liriyle/kara...

sesler yaklaştı!

-şerbeti
içildi dünyamızın-

(-asit sevicileri-)

sakalı sert şehit askerler gibi kıydı tufan...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

huş ağacı

topraklarımız
havalanır
suyu görmezken

dolar sıcak
bakır kubbeye

taşar mabede

bir kaktüs
misal
suyun birikintisini
harcar en iç haznesinde

saklı hüzün
yaprakları açılır
ara/yüzeyde

bir huş ağacının kış özlemi gibi

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

tohumlar

deniz kızları
vurgun yemiş
mavi sürgünde kemikleri
çözülmelerde tutsak olmuş
ummanda...

kemer salını sürüten
denizler tanrısı perişan
karışmış ötekinin
eleğine/eteğine

uygar dünyaların tohumları
böyle atılmış...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

efsaneler

değdi neşter
milatsız mısır'a

klopatra
çirkin kadın
soğuk
devasa yapılar
tapınmalar

ptolemy
uygarların devamcısı

babil'e girildi mi
çıkılamadı
iskender
soyunu burada
tüketti
sonra oldu

de ki!

iskenderiye'de
bir ölümsüz
kılıç kadar 
keskin
ölecek kadar
cesaretli/özgür

efsaneler 
böyle doğdu

hiyorogliflerde yakınmalar...

derin
uykudayken birileri
yeni doğuma
açıldı doğu

bilmezdiniz hiç 
kaybedilmiş değerleri

su toprak demir tunç
heykel
bir de kil tabletler

hepsi anlatır...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

onlar

en kırılgan ilkçağ
poyraz hattını
kemirdiler
yumaklarını evrimin
çaldırdılar çağlarında
erenlerin evreni genç/takatsiz
orta yol treninde uygarlıklara...
edalı tanrılar/tanrıçalar geldiler
pastoral sunulara ulaştılar
en sonu ortaçağ rüzgarları
kilise yalnızı bilim kadını
yakılan tahta evler/fahişeler!

ben ve sen çoklarcayız artık...

üzerimize
korkuluklar gibi gelenler
uygarlar/uygarlıklar/çok tanrılar
kosmos...

üstelik
korkularımızın bilincindeyiz
ihtilal denizinde hanımeli/leylak
nereidlere selam çakan halikarnassos

eriyendir
işte bak eleklerde zaman

bizi yaratanlar da onlardır

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

bir masal/kadınlar

dudakları büyülenirmiş
eski kültte tanrıçaların
vişneçürükleriyle

vişne bahçeli
kasabalarda rujlar
kiremit kırmızısı kadınlar

o kadınlar ki
dudakları
parçalanırcasına
çiçek açarcasına
güzelleşirlermiş
lanetlerlermiş erkeklerini

dudaklarda bitse iyiymiş
daha belalısı varmış

işte
evvel zamanda
kalbur saman öldüğünde
hiçbir şeyin farkına
varılamamış
depremler/felaketler
olsa da aynı insanlık
yalnızlık duvarında
salınırlarmış
faşist dürtüleriyle

hermafrodit çığlıklar
çıkagelmişler derinliklerden
çıkagelmişler uzak diyarlardan...

aslına varamamış uygarlık!

çok sonraları
medeni kanununda
kadın-erkek eşitliğinde
bulmuşlar...

elbet birkaç sanrı-istihare
rüyalara dalış
en gizli
rüzgarları duyumsayan zihinler

beleşe gitmiş yasak elmalar

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.



sular

kum tanecikleri doldu
sonra
kil kil döl döl
kemerler sulandı

amfora yalnızlığına
açılan giz
gizemli yeni dünyalar

-eski bilimi-

ne çabuk eskidi
çömlekler/heykeller/tılsımlar
mumyalar...

zıt yazarların çağında
tarih yazıcıları
-kronikler-
yine kil tabletler...

arşivci milat oldu gemiler hüzün
kan içici korsanlar...

sardunyalar kasımpatılar leylaklar

s
  u
     l
        a
           r
               durulmayacaklar...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

saatler/bir eflatun ölüm

 behçet aysan anısına...

saat gelmedi
hem bütün
yağmur damlaları
daha hızlı
 
            *
zaman akıyor
ama henüz eflatun
bir farkındalık...

            *
geç kalmış ölümler
ardından büsbütün
kış yoklaması acı bir duman
          
            *
tanrıçalarla mı yatmalı
tanrılarla mı sevişmeli
beklerken ölümü...
 
            *
lanetli bir yaşam sonu
arı siyah bir kasvet güneşi...
    
            *
üstelik suçlu bütün sevişmeler...
 
            *
aslında yaz güneşi olsun isterdim
bütün intihar teşebbüslerini...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.





      




son dinleti

lanetlenmiş uygar
at sırtında
çoğala-gelirler

hurma-lotus

demir dövülür
en sonu petrolün görkemi

işte
sonun filizlendiği andır

bir hakan tükürür
azılı
yılan gibi düşmana

kemirmişlerdir
gıda gıda
zar zar
soyuldu tanrıça

giyindi gecesini

şiir oldu görkem
şiir oldu görkem
şiir oldu görkem
şiir oldu görkem

bu son dinleti

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.


o an

birden bire hissettiğim an
olup bitiyor hafiften önce
sonra ağır ve verimli

bir uygar soluyor nefesimi

ağrıyor başım
ıslıklar çalıyor imgemde
düşünemiyorum...

gittiğini düşündüğüm an
kaldığımı düşündüğüm an
rüzgar sesine koşuyorum

sisler bulaşıyor imgeme

b
   i
     r
       
          u
            y
              g
                 a
                    r

                        soluyor nefesimi...

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

atmaca erkencisi

kır serinliği kemerler
ağdalı
sarı kusuyorum
bira rengi

ilmik ilmik
uygarlık arıyorum
sisler bulaşıyor yüreğime

uçurtma özgürlüğü kuşlar
dağdağalı
ip eline uzanıyorum
serzeniş arıyorum

/keşmekeş/

rüzgar
dağıtıyor imgemi

derin uzlara
gidebilmek ışık saçan
kent yüreğinde 
seni aramak
güruh dünyada

terin kokuyor
sokakları buranın

duyumsuyorum
atılıyorum
atılıyorum

atılıyorum kalbine
konuyorum...

k
  o
     n
        u
           y
              o
                  r
                     u
                        m
                             atmaca erkencisi gibi...
yalnızım ama!
çok

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

hüzün yönsüzleri

bugün karınım
yarın kocan
yanlış erkek olma!

-lıyım
-bu kıvranmalar onun için-

kristal ışıltılarda dişi
metamorfoz yanılmalarda
erkek hissetmek
kendini o an yalnız-laş-tır-mak

...hissedersin...

lapa lapa
sorunsalına bir selam çaktığını

ki dişliler tutarsız

sonra
o gözlerin gelir aklıma
ah ne olursam olayım
umurumda olmayan
eksik antropoloji!

insafsız olurum adem-havva'ya

iki kişi bir- (hermafrodit)
miş
öyle demez
ler
mi

ben telaffuz ediyorum
ilmihali egomda saklı

hüzün yönsüzleri

Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.


suskunun eos'u

  şair dostum fatih buğra yener'in yazdığı
"suskunun eos'u başlıklı bu şiir kitaba sunulan ilk şiirdir.
olmasaydı ara/yüz kitabı da hiçbir zaman oluşmayacaktı...

sessiz bir gemidir
alarga gözlerin
şehvetini taşır
taçyapraklarında

siyah tekil lalelerin
bir soluk yansıma

...vurur...

gül uykusundan
akşam dokunuşuna

serpilip açılır her tohum
gecenin
yorgun sorguçlu arzularından

eostur yükselen
sinsice
yıkıntıları içinde

sessiz birikimlerin
ve
at çeker kavimlerin



bin söylenceli çocuğa cevap niyetine...

suskunun eos'u II

mermer sertliğinde
burunda demledim
ben onu
rüzgarla yapraklara sardın

-mor-
eflatun bir renkti-

bir nefes üfledim üzerine
garip koktu

...sonra...

dokunmak istedim
olmadı
yeniden denemek için

(-ol dedim-)

kurtul benden
ki...

(-bittim-)

işte
o zaman yükseldi

dediğin gibi

eostur!

(-aşk-)

her şafak yeniden
katmerli göğ- delenler
faytonlu yalnızlık

gözlerim

iki kan
            k
              ı
                r
                  b
                    a
                      c
                        a
                             muhtaç...


Not: Kubilay Bürgân müstearıyla ara/yüz adlı kitaptan.

tümce-lem

sıralıdırtümcelerdeğmezlerbirbirlerineokşarlarokyanusderinliklerindensatırlarıdizelerçıkagelirkaranlıkgecedekaranlıkgecedeveıslakkayıpolurla...